Bilginin Tanımı ve Kaynakları

Ders Bilgileri
Tarih
20 Eylül 2020
Konuşmacı
Ebubekir Sifil
Ders Numarası
Ders 1
İslam-Bilim İlişkisi çalışma grubumuzun ilk dersinde Bilginin Tanımı ve Kaynakları adı altında kıymetli Ebubekir Sifil hocamız ile İslam medeniyetinde (b)ilime kaynaklık eden bilgiye bakış açılarını ve bu bilgiye ulaşmanın yollarını konuştuk. İstifadelerinize sunulur.
**Bilginin Tanımı ve Kaynakları - Ebubekir Sifil**
İnsanın olduğu her yerde izafilik vardır. Peki bu işi biz nerede durduracağız? Hayatın tamamının izafiyet çerçevesinde algılarsak; tevhit-şirk, hak-batıl ayrımı kalmaz. O halde ölçü kabul ettiğimiz bir nokta olmalıdır.
İnsanın barındırdığı yetenekler, Allah’ın varlığını ve birliğini anlama hususunda gerekli yeterliliğe sahiptir. (Genel Maturidi görüşünün ifadesi). Fakat Rabb’imiz rahmeti gereği bize bunun haricinde hidayeti bulmamız için vahiy göndermiş ve onu beyan edecek peygamberler göndermiştir. Son peygamber bağlamında konuşacak olursak, bu bizim için nirengi noktasıdır. Bunu kaybedersek hakikati kaybeder, kelam ulemasının tabiriyle “hızlan” denen yola girmiş olur ve oradan oraya savruluruz. Ve herkes kendi algılama biçimine göre bir hakikat dünyası inşa eder.
Hakikati göreceli hale getirmemek ve dolayısıyla buharlaştırmamak için başvuracağımız yöntem usulü fıkıhtır. Dinin tamamlandığı Allah tarafından ifade edilmiştir. Bizim için değişmez ve tartışılmaz alana itikat, ihtilafın vaki ve zaruri olduğu alana ise amel diyoruz. İtikadın da için de ufak çaplı bir ayrım yine bu şekilde yapılabilir. Esnetilebilir noktalar vardır.
Kim La ilahe illallah derse cennete girer, hadisini yüzeysel bir okuma ile değerlendirenler yanlış sonuçlara vardılar. Bu ifadenin içerdiği alt başlıkları göremeyenler, mazmununda olanları görmek istemeyenler ister istemez yanlış sonuçlara vardılar. Dinler arası diyalog böyle kaygan bir zeminde ortaya atıldı.
Usulde iki ayrıma gidilir: Kat’i olanlar ve zanni olanlar. Kat’i olanlar; delalet ve subütunda kat’ilik bulunan unsurlardır. Meleklerin varlığı böyledir, melekleri inkar hakikati “örtmek” manasında “küfür”dür. Amentü ile formulize edilen 6 madde aynen böyle kat’idir. Bunların da yine içinde bu şekilde kat’i olmayan, bir yönü ile zanni olan alt başlıkları olabilir, bunlarda hüküm değişebilir. Kaderle ilgili birtakım detaylar böyle olabilir.
Kitlelerin birbirine aktarması yoluyla bize ulaşan ve münhasıran habere dayanan, akli bilgilerle çıkarım yapılarak sonuca ulaşılamayan bilgilere mütevatir diyoruz. Bunu bir altında meşhur var. İmamı Azam miracı inkar edenin dalalette olacağını söylüyor, kafir olacağını söylemiyor. Bunun sebebi Miraç’la ilgili rivayetlerin tevatür derecesine ulaşamamış olmasından kaynaklanır.
Mütevatirin ravileri arasında gayri müslimler bile olabilir, çünkü büyük bir kalabalık tarafından nakledilmesi durumu söz konusudur.
Bunların altında zan kategorisi vardır. Bu da kendi içinde ayrılır. Zannı galip, yüzde 70’lerden 90’lara kadar yükselen bir ihtimalin adıdır. Günlük hayatta pek çok amelimizi ve işimizi zannı galibe göre yaparız. Açık bir alanda, kıbleyi bulma gayretlerimiz buna matuftur. Velev ki yanlış yöne kılmış olun, zannı galip ile amel ettiğiniz için namazınız geçerlidir.
Biz her şeyi usulü fıkha göre çözmüyoruz. Bugün bir fetiş haline gelen bilim, zaman zaman bizlerin, bizlere ulaşan nakli bilgiler karşısında çıkmaza girmemize sebep olmaktadır. Esasında kelam ulemamız bu hususlarda takip etmemiz gereken yolu tarif etmiştir. İslami pek çok hakikat gibi bu hakikatler de anlaşılmayı beklemektedir.
Nakli delil-akli delil, tek bir yol üzerinden değil, her ikisinin de kat’i ve zanni olmasına göre 4’lü bir taksim üzerinden anlaşılabilir. Bu metodoloji üzerinden pek çok şeyi yerli yerine oturtabiliriz.
1. Akli ve nakli bilgi kat’i: Bu durumlarda prensip olarak, bu ikisi arasında çatışma olmaz. Delil, bizi hedefe ulaştıracak olan öncüllerdir. Bunları doğru tespit edersek selamete ulaşırız. Günlük hayatta bazen delil ile nazir kavramını karıştırırız ve yanlış sonuçlara ulaşırız. Mesela biri bize, bir yerde festival yapıldığını ve ustaların 10 km uzunluğunda bir sandviç yaptığını haber vermiş olsun. Bu imkansız değildir ama biz bu hususta şüpheye düşeriz. Biz bunları “delil” üzerinden değil, “nazir” üzerinden reddederiz, yani görmediğimiz için kabul etmek istemeyiz. İlkel kabileler kalmışsa eğer, aynı sebepten ötürü telefonun varlığı ve fonksiyonları kendilerine anlatıldığında bunları kabul etmek istemezler.
Mesela Rahman suresinde Ay ve Güneş'in belli bir hesaba göre hareket ettiği ifade ediliyor, bu kat’idir. Bilimsel bilgi de bunu teyit ediyor. Burada dikkat edilmesi gereken husus, nakli ve akli bilginin kat’i olması gerekliliğidir.
Yine Rahman suresinde iki suyun birbirine karışmamasından bahsediliyor. Hatırladığım kadarıyla Kaptan Kusto bunu tespit etmiştir. Ama bu tespit edilmeden evvel bu ayeti okuyanlar, suların birbirine karışmasını tabiat gereği görseydi bu ayeti tevil etmek için türlü yollara girecekti. O halde bilim dediğimiz şeye elsiz ayaksız teslim olmayalım; ta ki bu bilgi, matematik kesinlikte 2x2=4 eder şekilde ispat edilmiş olsun. O halde evrim gibi tartışmalı meseleleri esas kabul edip tarihselciler gibi, ilgili ayetleri o dönemin insanın zihniyle irtibatlandırma yoluna gitmeyelim. (Jaques Yves Cousteau isimli yüzücü, iddiaya göre, Atlas Okyanusu ve Akdeniz’i incelerken bunların sularının karışmadığını tespit ediyor. Ne yazık ki pek çok “efsane” gibi bu da doğru değil. Adam Hristiyan, cenazesi de kiliseden kaldırılıyor. Şurada hangi yazarların bu hususla ilgili hata yaptığına dair detaylı bilgi var. [ malumatfurus.org ] Ayrıca şurada, adamın aynı zamanda bir yönetmen olduğu ve Oscar aldığına dair bilgiler de var. Haber sitesi olduğu için pek güvenilir değil ama linki burada bulunsun. [ sabah.com.tr ] Bu hususla ilgili değerlendirmemizi en son yapacağız.)
2. Nakli bilgi kat’i, akli bilgi zanni: Allah’ın kevni ve vahyi ayetler arasında çatışma olmaz fakat bilimsel bilginin kat’iliğinin irdelenmesi gerekir. Diyorlar ki ilahiyatçılar bu konuda konuşmasın, sussun; bilim adamları konuşsun. Biz de susuyoruz. İslami camiadan evrimi savunacak kitapların ardı ardına çıkması bizi “Ne oluyor ya?” Demeye götürdü. İslamoğlu, evrimi reddeden Kur’an’dan pek çok ayeti reddetmiştir diyecek kadar cinnet noktasına geldi. Teoman Duralı, İslamoğlu, Mehmet Bayraktar evrimle alakalı olumlayıcı şeyler yazdı.
Kur’an’a bakınca yaratılış konusunda tavır nettir ve bunlar arasında müthiş bir harmoni bardır.
İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?
Enbiya 30
Biz her şeyi sudan yarattık deniyor açıkça.
Allah bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.)
Nur 45
Her debelenen, yürüyen, hareket eden canlı sudan yaratıldı. Burada biraz daha tahsise gidiliyor.
O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Furkan 54
Sudan bir beşer yarattı, onun akrabalarını yarattı. Senin Rabbin gücün her şeye yetendir. Buradan beşerin de sudan yaratıldığını anlıyoruz.
Firavun, "Sizin Rabbiniz kim, ey Mûsâ?" dedi. Mûsâ, "Rabbimiz her şeye hilkatini (yaratılış özelliklerini) veren, sonra onlara yol gösterendir" dedi.
Taha 49-50
Firavun soruyor, Rabbiniz kim? Musa cevap eriyor, Rabbimiz her şeye kendine mahsus hilkatini vermiştir. Dolayısıyla “şey” denen her varlığın kendine mahsus bir hilkati vardır. Bu, Secde suresinde de var.
O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı.
Secde 7
Allah o dur ki her hilkati güzel yapmış. Her şeyin hilkatinden bahsediliyor. Dolayısıyla birbirinden türeyen zincirleme hilkat süreci yok. Ayet devamında, insanı yaratmaya topraktan başladı diyor. Bu teknik tabiri ile “nas”tır, yoruma açık değildir. Kuran bize muhkem ve müteşabih şeklinde bir ayrım yapıyor. Kalplerinde hastalık olanlar Müteşabih olanların peşine düşer, fitne çıkarmak için.
O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihdir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
Ali İmran 7
O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı. Sonra onun neslini bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı.
Secde 7-8
İnsanı yaratmaya topraktan başladık. Summe ceale... kısmı, sonra onun soyunu, değersiz, karışık bir sudan yaptı. Yani insan menisi. Yani Adem’in soyu konusunda da spekülasyona yer yok, bir “tekamül” yok yani. Bu başka nasıl söylenir ki? Haddimi aşarak soruyorum, insanı siz yaratmış olsaydınız yaratılışı tarif etmek için başka ne söylerdiniz? Buradaki ayetleri, yok efendim orada kast edilen insanın gıdasını topraktan almasıdır diye söylersek bu tevil olmaz, bu zırvadır. Hristiyan gelir bize, kendince bir tevil yapar ise ve müşrik olmadığını söylerse ne yapacaığız? Ki bunu yapıyor zaten. Hakikat buharlaşır bu durumda. Müşriklerin dediği gibi, bunu götür, başka bir Kuran getir ya da bunu değiştir mi diyeceğiz?
Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, "Ya (bize) bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir" dediler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.
Yunus 15
Tarihselciler, kendi küçük beyinlerine indirgeme yoluyla vahiy bilgisini küçültürler, bu, insanın hevasını ilah edinmesidir.
Evrim zaten teoridir. (Burada teori kelimesi hususunda sıkıntı var. Evrimağacı şu şekilde açıklıyor: Buradaki teori günlük anlamındaki anlamıyla kullanılmıyor. Hipotezlerin ispatlanınca teori, bunların da daha fazla ispatlanınca kanun olduğu bilgisi doğru değil. Kanun, mevcut bir olgunun tespit edilmesidir. Bize sadece bilgi verir, izah yapmaz, “Neden” ve “Nasıl” sorularıyla değil; “Ne” sorusuyla uğraşır. Teori: Son derece sağlam kanıtlarla ve bulgularla desteklenen, deneysel ve gözlemsel olarak doğrulanmış, doğada süregelen olay ve olguları izah etmeyi başaran bilimsel açıklamalar. Mesela yerçekimi kanunu sonucu elma yere düşer ancak bunu izah için Newton’un yerçekimi teorisine başvururuz. Temel bilimlerde teoriler, Matematikteki teoremler gibi kesin bir şekilde hiçbir zaman ispatlanamaz. Kütle çekim teorisi dahi zamanla çok değişmiştir. Kaynak: [ youtube.com ])
3. Nakli bilgi zanni, akli bilgi kat’i: Zülkarneyn kıssasında geçen güneşin balçığa batması, temsili ifade. Güneş batınca gider arşın altında secde eder, şeklinde hadis de vardır. Sembolik bir anlatım var. Burada akli bilgiyi esas alıp nakli bilgiyi makul bir şekilde tevil etmiş oluyoruz. (İlgili Ayet Kehf 86: Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. "Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın" dedik. Diyanet Tefsiri: “Kara bir balçık” diye tercüme ettiğimiz aynin hamietin tamlaması farklı iki okunuşa göre “siyah balçıklı göze, sıcak göze” anlamlarına gelir. Her iki kıraat da güneşin batışı esnasında okyanusta ve başka bazı denizlerde meydana gelen manzarayı tasvir eder. Buralarda, güneşin battığı noktada ya siyah balçıklı bir göze veya buharlaşmakta olan bir sıcak su gözesi görünümü meydana gelmektedir. Bu iki mânayı birleştirerek, “güneşi siyah balçıklı bir sıcak su gözesine batıyor gibi gördü” şeklinde bir mâna vermek de mümkündür. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıklı bir su gözesine veya sıcak su gözesine gömülür gibi batıyordu. Kur’an burada coğrafî ve kozmografik bilgi vermemiş, bakanın ufukta gördüğünü tasvir etmiştir.)
4. Nakli bilgi zanni, akli bilgi zanni: Biz burada Müslüman olduğumuz için akli bilgiyi değil, nakli bilgiyi esas alır ve ona göre hareket ederiz. Eğer akli bilgi kat’i hale gelir ise o halde nakli bilgiyi o doğrultuda tevil ederiz.
**Soru Cevap: **
Topraktan yaratılma bilgisi kat’i midir, buna dayanarak ilgili bilimsel bilgiler reddolunmalı mıdır?
Bu bilgi bize tek bir ayette ulaşmış değil. Tek ayette ulaşsaydı dahi muhkem oluşuna bakarak aynı sonuca varacaktık. Zülkarneyn ile ilgili şunu söyleriz: Orada doğrudan doğruya vakia değil, “Zülkarneyn’nin gördüğü şey” ifade ediliyor. Dolayısıyla tartışma için bir alan var. Bunu bir kozmik hadise olarak nakletmiyor, burada açık bir ifade var.
İnsan cinsinin yaratılış sürecinin özeti, sizi topraktan yarattı, sonra nutfe, sonra alaka, sonra ananızın karnından bebek olarak çıkarıyor. Adem’in toprak dışında yaratıldığına dair dolaylı bile olsa bir ayet olsaydı, bu ayetlerin muhkem olmadığını söyleyebilirdik.
Biz İslam’a hizmet adına bu ayetleri tevil edenlerle nasıl bir ilişki kurmalıyız?
Tehafütte Gazali diyor ki: “İslama gayri İslami yöntemlerle hizmet etmek isteyenin zararı, İslamın onay verdiği yöntemlerle İslam’a zarar vermek isteyenin zararından daha fazladır. “Her şeyi tevil ederseniz insanları İslam'a ne adına davet edeceksiniz, elinizde ne kalacak? Bizim vakıfta birisi, lazım olduğu için gitti Kitabı Mukaddesi aldı, aldığı yerdeki şahıs tutup bir sürü kitap vermiş. Kitapların birinin ismi şöyle: İncil’in tahrif olmadığına dair Kuran ayetleri.
Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır" (diye hükmedilmiştir).
Bakara 62
Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır" (diye hükmedilmiştir).
Maide 69
Dinler arası diyalog bağlamında az mı istismar edildi? 4 grup insan sayılıyor bu ayetlerde ve 3 şart koşuluyor. Koca koca profesörler ekranlardan, “Allah bir şeyi eksik mi bıraktı? Ne diye insanları İslam’a davet edip duruyorsunuz?” dediler. İşte muhkem olup olmadığını sorgulamadığımız için, böyle bir sistemden haberdar olmadığımız için bu hale düştük. Müteşabihlerin peşine düşenlerin derdi ayette anlatılmıştır.
Ben evrimi savunanların yarın bu hüküm değiştiğinde nasıl takla atacağını merak ediyorum.
Bilim ile dini ayıralım diyorlar, bu hususa nasıl yaklaşmalıyız?
Yanlış. Bilimsel bilgi bize, ruhun, cinin, meleklerin vs. olmadığını söylemiyor mu? Ne yapacağız? İki temel usulden yoksun olduğumuz için bu sıkıntıya düşüyoruz: Usulü fıkıh ve usulüddin. Cumhuriyeti kuran irade, İslam'ı savunan ve sembolize eden değerleri itibarsızlaştıranlar bu konuda bir çığır açmadı mı? Peki Elmalılı’ya Tefsir yazdıran, Ahmet Naim’e hadiş şerhi yazdıran -ki bana göre bunlar hala aşılamamıştır- irade de aynı. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Bunun izahı şudur: Siz ilkin bu iradeyi sildiğiniz zaman kütüphanelerin dolu olması bir işe yaramıyor. Nitekim yarıyor mu, söyleyin?
Bize hocamız derdi, siz İslami bir hayatı bilemezsiniz, çünkü Osmanlı’yı görmediniz. Yani biz kavanozu dışardan yalıyoruz. İmanımızı bile kaybediyoruz. Hadiste tekitli bir şekilde geliyor, Yahudi ve Hristiyanların peşinden gideceksiniz. Gidiyoruz işte. Abraham Geiger, bir kertenkele deliğinden içeri girdi, dedi ki, “Bütün kıssalar için m.ö ilkel insanları tarafından anlaşılması için Tevrat’a girmiş mitolojilerdir.” Biz de aynı şeyi söylemiyor muyuz? Enteresan: Bir insan bir kertenkele deliğinden giremez. Bize bir temsil veriliyor. demek ki akla ziyan bir iş yapacak onlar ve biz de bunu aynen yapacağız. Tarihselcilik dediğimiz şey bu işte. Yine hadis: Kıyamete yakın öyle bir hal olacak, öyle bir toplum çıkacak ki, size hiç bilmediğiniz bir dil ile konuşacak. İşte bu dil “seküler dil”. Babalarımız bu dili bilmiyordu, biz de yeni öğrendik. Yapmamız gereken iş, zihnimizi Müslümanlaştırmaktır.
Deccal fitnesi diye bir şey var. Bize dönük bir fitnesi var. İşte böyle olacak, kavramlarla oynayacak, iyiyi kötü gösterecek. Ümmet bu tecrübeyi daha önce hiç yaşamadı. Ahir zaman hadisleri diye ayrı bir bölüm var hadis kitaplarımızda. Ahir zamanla nasıl irtibat kuracağımızı bize hadisler gösterecek. Atila Doğan diye bir yazar var, mutlaka şu kitabını okuyun: *Osmanlı Aydınları ve Sosyal Darwinizm*. Biz ahir zaman Müslümanları, evrime reddiye yapıyoruz ama sosyal açıdan Darwinist konumdayız. Yaşadığımız çağı nitelendirirken ne diyoruz? Bilgi çağı , teknoloji çağı... Tarihin sonu diye bir makale yazıldı, tarih bitti dedi adam (Francis Fukuyama). Ahmet Davutoğlu -ki bu hocamızın daha sonra siyasete girmesi hiç iyi olmadı- haricinde buna reddiye yapan olmadı. Bu adamın kitabı best seller oldu. Darwin kadar bu adamla ilgilenmedik. Diyor ki: Basitten gelişmişe, ilkelden karmaşık olana doğru varlık ilerler. Yani sosyal olarak biz evrimimizi tamamladık, artık tırmanacağımız başka bir yer yok. Kim için? Batılılar için. Az gelişmiş olanlar bizim gibi yaparlar ise -bir umut belki- onlar için de tarih bitmiş olacak. Biz şimdi Müslümanlar olarak bunu demiyor muyuz? Anormal bir durumla karşılaşınca, “Ya bu zamanda böyle şey olur mu?” Demiyor muyuz? Neden? Çünkü bu dönem mükemmel bir dönem! Oysa hadiste, geçen zamana göre kötüleşme olacağı söyleniyor. Bizim zaman algımız modern döneme göre belirlendiği için bunu içimizde hissedemiyoruz. İlk asra bunun için asrı saadet diyoruz. Biz hep selefi bunun için kaynak göstermeye devam ederiz. Bu süreç böyle devam ettiği sürece, bilinç üstümüz Müslüman, bilinç altımız gayri-müslim gibi yaşamaya devam ederiz.
Akli ve nakli deliller zanni olur ise akli olana uyabilir miyiz?
Beis yok. ama örnek verelim, elle yeme hususunda. Bunu, bu dönemde olur mu diye kabul etmemek günah olur ama muhalefet kastı olmaksızın çatal bıçak ile yenir ise sorun olmaz. Milliyet gazetesinde bunun faydaları anlatılmış, biz söylesek gericilik, onlar söylese şaşılacak yeni bir bilgi olur. (Hocanın bahsettiği linkler: [ milliyet.com.tr ], [ milliyet.com.tr ] )
Zülkarneyn ile alakalı yaptığımız tevili neye dayandırıyoruz? Mevcut bilimsel bilgi kat’i değilse?
Bu bilgi artık sarih. Dolayısıyla artık burada şüpheye düşmeyiz.
Gelişen bilim çerçevesinde akli bilgilerin zanni olmaktan çıkıp kat’i duruma gelmesi gibi durumlarda, ilgili rivayetler yönünden bakarsak, rivayetlerin bu yeni gelişmelere göre kat’i durumdan zanni duruma gelmesi mümkün müdür?
Nakli bilginin kat’i olması delalet ve subüt yönündendir. Bunlar bir kez kat’i olarak belirlenmiş ise zaten değişme olmaz.
Nakli bilginin kat’iliğini tespit etme noktasında sırtımızı yaslayabileceğimiz ciddi bir geleneğimiz var. Ama bugünkü akli bilgiyi biz üretmiyoruz, bunun kat’iliği ve zanniliği nasıl tespit edilebilir?
Biz kendi metotlarımızla üretilmiş bilgiyi test etmenin imkanlarını oluşturmak zorundayız. İlk dönemdeki muhteşem “kendileştirme”yi düşünün. Zerdüşt felsefesi, Yunan felsefesi alındı ve elekten geçirilerek öz posa ayrımına tabi tutuldu.
Biz şu an yaşadığımız zavallılığı eskilerin de yaşadığını düşünüyoruz. Mesela Tevrat ve İncil’de bir husus gördüğümüzde diyoruz ki, işte İslam’a da buradan geçmiş. Bu kocaman bir yalan. Bir kere böyle bir sosyoloji yok. O dönem hakim durumdayız. Niye böyle bir ruh haline girelim ki? Var mı birisi namazı Yahudilerden aldığımızı ispat edebilecek? Bu tür büyük lafların ispat edilmesi zordur.
İbranice öğrenmeye karar verdim. Böylece namaz hocası kitabını yazan hahamın kaynaklarını tespit etme imkanımız olacak. Görüyoruz ki onlar namazı bizden almış.
Hicri 70’li yıllarda, Anan Ben David, reis olması gerekirken kardeşinin desisesiyle hapse giriyor. Orada hapiste tanıştığı bir adam ona akıl öğretti, Abbasi halifesine mektup yazdı, ben iftiraya uğradım, Müslümanım diye. Dediği şuydu: Bizim dışımızdaki herkes İslam’a herkes inanmak zorundadır. Ananilik diye bir ekol oluştu. Daha sonra bu akım Karailiğe dönüştü. Rabbinik Talmudik Yahudiler ile çatıştılar. Musa b. Meymun (Aynı zamanda İbn Rüşd’ün talebesidir) onları eleştirken, “Siz tahrif ettiniz, namazın aslını Müslümanlara bakın, öğrenin.” diyor. O hapishanedeki akıl öğreten adam da İmamı Azam’dır, Allah ona rahmet etsin. ( Biraz daha bilgi için: [ ekrembugraekinci.com ] )
Tevil çizgisi nedir, neye göre yapılır?
Kanunut Tevil diye bir kitabı var Gazali’nin. Müteşabih içindeki dört kategoride kapalıdan açığa doğru tevil edilebilir ve edilemez olan ve aynı şekilde muhkem içindeki dörtlü kategoride kapalıdan açığa doğru tevil edilebilir ve edilemez olanlar var. Bir kere Arap dili sınırları içinde olmalı tevil. İstiva mesela, istila manasında tevil edilir. Sen oturmak diye anladın. Senin delilin yok, benim ise başka muhkem naslardan delilim var, İhlas suresi gibi. İkincisi, nasları zorlamayacak. Üçüncüsü, ashabı kiramın anlayışını zorlamayacak. Bunlar ölçüsünde olmayan teviller zırvadır.
Neden bilim adamını metafizikten kovuyoruz?
Aslında bizim böyle bir derdimiz yok. Kavga, çarpıştırma yok. Ama zemin kaygan olursa tahrif olur, Hristiyanların kendilerini aklama iddiası gibi. Tahrif bir yolla değildir, pek çok yolu vardır: Yorumda da tahrif olur.
Evrimden İslam adına olumlu bir sonuç çıkar mı?
Sanmam. Ama ateist evrimciler bir noktada tıkanıyordu. Maymundan insana geçişi bir türlü açıklayamıyorlardı. Sıçrama teorisi ile maymundan insana geçişi açıklamaya çalışıyordular. Bizim evrimciler onları kurtardı sağ olsunlar, Allah yaptı deyip geçin dediler. Ne oldu? Oradan buraya gelen olmadı, buradan oraya giden oldu.
Sahabenin entelektüel birikimi olmaması, onların hareket adamı olması, geleni olduğu gibi alması şeklinde görüşler var, ne düşünüyorsunuz?
İhsan Eliaçık bir dönem bizim vakfa gelmişti. O da aynı şeyleri söylüyordu. Bilimsel bir gelişme vakidir ama metafizik alanda bu geçerli değil.
Sonuç: Teori ve Kaptan Cousteau ile alakalı hususlarda olduğu gibi, ana sorunlarımızdan birisi, Müslüman ilim adamlarının reddiye yapmak için yöneldiği hususları detaylıca araştırmamış olmasından kaynaklanıyor. Bundan ötürü verilen cevaplar ciddiye alınmıyor, alay konusu oluyor. Bu sorun aşılmadan atılan adımlar sonuç vermeyecek gibi görünüyor, Allahu alem.
