Evrimin Biyolojisini Anlamak

Ders Bilgileri
Tarih
13 Şubat 2021
Konuşmacı
Emir Faruk Sevim
Ders Numarası
Ders 11
İslam-Bilim İlişkisi çalışma grubumuzun beşinci dersini "Evrimin Biyolojisini Anlamak" adı altında kıymetli Emir Faruk Sevim hocamız ile gerçekleştirdik. İstifadelerinize sunulur.
Darwin’den önce de evrimden bahsediliyor ama ilk defa Darwin, pek çok delile ve gözleme dayanarak ve bir kuram düzeyinde ortaya bir şey koymuş oldu. Darwin şunu gözlemlemiştir: Canlıların özellikleri çeşitli ve kalıtsaldır. Ve de çevrenin destekleyebileceğinden daha fazla yavru verir. Buradan şu çıkarımları yapmıştır: Çevreye uyumlu olanlar daha çok yavru verir. Bu da nesiller boyu devam edince çevreye uyumlu özellikler yaygınlık kazanmış olur.
Kalıtımla açık olarak görüyoruz ki yeni doğan yavrular, anne babasına daha çok benzemektedir.
Yapay seçilim de evrim açısından önemlidir. En basitinden bir köyde bile, en verimli mısır tohumlarının ekilmesiyle mısırın verimliliği gitgide artar. Tabii bu seçilimin insan müdahalesi olmadan doğal bir yolla gerçekleşebilmesi de uzun bir süreye ihtiyaç vardır. Jeolojide ortaya çıkan bulgular, canlılığın birkaç bin yıl önce değil çok daha uzun bir zaman önce başladığını gösterince Darwin bu alt yapıyı da almış oldu. Fosiller de bu çerçevede değerlendirilebilir.
Darwin’in bize söylediği şey, nihayetinde, doğal seçilimdir. Yeşil ve turuncu renkli iki böcekten, yeşil olanı kuşlara daha fazla av oluyorsa nesiller sonra turuncu böcekler hakim duruma gelecektir. Antibiyotik direnci meselesi de aynen böyledir. Modern tıbbın bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biridir. Bu, gözümüzün önünde olan bir doğal seçilimdir. Bu, şu açıdan önemlidir: Evrim, gözlemlenemeyen ve geçmişe yönelik birtakım tahminlerle kurgulanan bir teori olduğu eleştirisine maruz kalmaktadır. Halbuki değişim kapasitesi çok yüksek olan bakterilerde bugün, gözlenebilir bir şekilde evrimi görebiliyoruz.
Farklılaşmanın izahına dair farklı modeller var. Darwin daha ziyade yavaş bir değişimi savunmuştur. Buna gradual model denir. Noktalı dengelenme modeli ise daha hızlı bir değişimi savunur. Fosil kayıtlarındaki bazı boşlukları da bu yolla izah eder.
Bir de cinsel seçilim var. Öyle özellikler vardır ki, bunlar, sizin daha fazla uyum sağlamanızdan ziyade daha fazla yavru sahibi olmanızı sağlıyor olabilir. Tavus kuşlarında mesela bu görülmektedir. Erkek cinsiyetler çok daha renkli ve göz alıcıdır. Sahip olduğu büyük kuyruk belki avlanabilmesi açısından bir dezavantajdır ama üreme açısından bir avantajdır. Bu, doğal seçilimden farklı bir mekanizmadır. Geyiklerin, koçların boynuz sahibi olması da bununla alakalıdır. Ama bu, her türde olacak diye bir şey de yoktur. Bunun varlığı, yani dişi tavus kuşunun neden renkli ve gösterişli erkek tavus kuşlarını tercih ettiği araştırılabilir. Belki de daha sağlıklı tavus kuşunu seçmek için böyle bir eğilim oluşmuştur.
20. yüzyılla birlikte genetikle alakalı çalışmalar büyük hız kazandı ve bu, evrimin daha kapsamlı bir şekilde açıklanmasını sağladı. Böylece modern evrimsel sentez ortaya çıktı. Bugün ders kitaplarında anlatılan evrim de budur. Yeni eklenen şeylerden birisi mutasyondur. Darwin bir çeşitlilikten bahsediyordu. Baktığınızda doğal seçilim, çeşitliliği azaltan bir mekanizmadır. Burada mutasyon devreye girerek yeni çeşitliliklerin kaynağı sorusuna cevap olmaktadır. Doğal seçilimi kabul edip mutasyonu kabul etmemek tutarlı değildir. Mutlaka bir mekanizma önermek zorundasınız. Şu anda da en makul önerilen mekanizma budur.
Bazı çetrefilli konular da var. Bunlardan birisi yaşamın başlangıcı meselesidir. Öncelikle şunu bilelim: Bunu açıklamak evrimin boynunun borcu değildir, hatta biyolojinin bile meselesi değildir. Çünkü evrim zaten canlıların var olduğunu var sayarak bir şeyler söylemektedir. Bu, bilimin diğer dallarına mı, felsefeye mi gidiyor, o da tartışılır.
Diğer çetrefilli mesele, insanın evrimidir. Şunu söyleyebilirim: İnsanın evrimiyle alakalı ortaya koyulan deliller, diğer canlıların evrimleşmesiyle alakalı ortaya koyulan delillerden daha az değil. Bunlar tabii ki kesin senaryolar değildir, zaten bu da mümkün değildir. İnsanın diğer canlılar açısından başka bir varlık olduğu ortada. İradesinin, bilincinin olması onu farklı kılmaktadır. Bu sorular, bence, yine evrimle ilgili değil, insanın nasıl var olduğuyla alakalıdır. Her bir bebeğin dünyaya gelmesi, zaten, en az insanın evrimleşmesi kadar mükemmel bir olgu. İnsanı insan yapan özelliklerin bir kısmını bebeklere atfetmeyiz. Bunlar zamanla gelişir. Hem de gözümüzün önünde bu gerçekleşir. Bu, gerçekten çok büyük bir meseledir ama evrimle ilgili değildir. Yani özetle, insanın maymundan ortaya nasıl çıktığından ziyade, insanın şu şu kimyasal maddelerin birleşiminden nasıl ortaya çıktığı önemli bir meseledir.
Ortaya çıkma (emergence) kavramıyla buna bir açıklık getirebiliriz. Parçalar birleşerek bir bütün ortaya çıkarır fakat o bütün, asla ve asla sadece o parçaların incelenmesiyle ortaya konulamayacak özellikleri bünyesinde taşır. Dolayısıyla burada bir *sıçrama *meydana gelmektedir. Parçadan bütüne geçişte olan farklılaşma da budur. Bunların nasıl gerçekleştiği hâlâ muammadır. Bir beyinden bilinç, zihin denilen şeyler nasıl ortaya çıkıyor, bunlar tartışılmaktadır.
Tüm bunların ötesine geçmeye çalışan, yeni şeyler ortaya koyan bilim insanları var. Bunlardan birisi epigenetiktir. Kısaca bu, genlerin işleyip işlememesiyle alakalı mekanizmaları ifade eder. Bir insanın her hücresinde aynı DNA materyali var. Yapıların farklılaşması ise epigenetik mekanizma ile oluyor. Genlerin bir kısmı susturuluyor, bir kısmı aktive ediliyor. Bu da asetilasyon, metilasyon gibi mekanizmalarla gerçekleşiyor. Son dönemde epigenetiğin kalıtımla alakalı olduğuna yönelik çalışmalar var. Bizim klasik kabulümüze göre, ata canlı, yavruya kalıtsal bilgiyi aktarır, başka bir şey aktarmaz. Epigenetik ise, aynı DNA zinciri aktarılsa bile epigenetik özelliklerden ötürü farklı özelliklerin görülebileceğini ifade eder. Buradan da kalıtsal çeşitliliğin farklı sebepleri var mı gibi sorular ortaya çıkar. Aynı şekilde mutasyonlar da bu yolla önemini kaybedebilir. Mesele farklı özelliklerin ortaya çıkmasıysa epigenetikte zaten bu gerçekleşmektedir.
Kazanılan özelliklerin kalıtsal olarak aktarılmasıyla alakalı tezleri olan Lamarck’ı bilirsiniz. Klasik örnek olarak zürafa verilir. Lamarck’a göre bu yolla yeni yavru daha uzun boyna sahip olacak ve bu böyle devam edecektir. Kalıtımla alakalı bilgiler geliştikçe ve genetiğin DNA ile alakalı bir mevzu olduğu anlaşılınca bu reddedilmiştir. Ama epigenetikle birlikte çevresel etkenlerin de kalıtımda etkisinin olup olmayacağını yeniden düşünmeye başlıyoruz. Belli bir nesilde kazanılmış epigenetik özellikler diğer nesle aktarılır mı şeklinde tartışmalar var.
Bundan daha da öte, evrimleşmenin bizzat kendisinin evrimi etkiliyor olabileceği, çevresel etkenler tartışılmaktadır. Tüm bunlarla birlikte modern evrimsel sentezin bir kenara konulup genişletilmiş evrimsel sentezin kullanılmasını gerektiğini savunanlar vardır. Bunlar sıcak tartışmalardır, hepsi genel kabul görmüş değildir.
Genişletilmiş Evrimsel Sentez
**Soru-Cevap**
Şu anda bir türden başka bir tür oluşumu gözlemlenebiliyor mu, bakteri olayındaki gibi?
Burada tür tanımının ne olduğu da önemlidir. Yeni çıkan bakteriye yeni bir isim veriyoruz. Bu yeni bir tür müdür, tartışılabilir. Zaten biyoloji felsefesinde tür tanımı tartışılan bir şeydir. Bir türün değişimini görmeye insan ömrü kifayet etmeyebilir. Ama o gördüğümüz değişimin oranı daha fazla arttığı zaman başka bir noktaya geleceği düşünülebilir. Burada üreme izolasyonu kavramından bahsedilir mesela. Bir tür, başkalaşıp içinde bulunduğu popülasyonla üreyemez hale gelirse yeni bir tür oluşur, diyenler vardır.
Şu anda ara tür var mı? Biz ara tür müyüz mesela?
Şu gördüğünüz ara türdür, denemez. Belli bir türün diyelim ki belli bir atadan geldiğini biliyor olalım. O ata ile şu anki türün zaman ve özellik bakımından arasında olan türlere ara tür deriz. Aslında o da bir türdür. Gerçek anlamda ara tür diye bir şey olmaz.
Şu anda görülemeyen türler ara tür olarak mı kabul edilmektedir? Nasıl bir izahat yapılmaktadır?
Zaten ara tür kavramına çok başvurulmamaktadır. Tabii, o dönemde yaşıyor olsaydık ona bir tür olarak muamele edecektik.
Şu anda bir bakterinin başka bir bakteri türüne değiştiği vaki midir?
Bunu doğada gözlemlemek pek mümkün değil. Şu anda zaten yeni yeni türler keşfetmekteyiz. Onun nereden geldiğiyle alakalı kesin bir şey söylemek zaten pek mümkün değil. Biz işimize daha çok yarasın diye soy ağaçlarını yapıyoruz. Laboratuvarda tür değişimiyle alakalı bir şeyler yapabiliyoruz ama orada da doğanın dışına çıkmış oluyoruz.
4 milyar yıllık sürede neden insanın binde biri düzeyinde zekaya sahip bir başka varlık yok?
Evrim hakkında böyle sorular sormak hatalıdır. Bizim geçmişin bütün şartlarını bilmemiz mümkün değil. Bugün bile bütün şartları tespit etmek mümkün değil. Bu, aynen hava tahmini yapmak gibidir. Kaotiktir. Evrim de zaten mekanizma önermek dışında herhangi bir şey yapmamaktadır. Evrimin aksine bir şey söyleyebilmek için ortaya atılan mekanizmaların çalışmadığını veya başka mekanizmaların bulunduğunu göstermek gerekiyor.
Canlılardaki kromozom sayılarının çeşitliliği evrimsel süreçte nasıl gelişiyor?
Mesela 40 kromozomlu birinden 38 kromozomlu bir canlı evrimleşecek diyelim. 14. kromozom ile 34. kromozom birleşecek olsa bu yeni türün aynı zamanda aynı mekanda aynı anomaliye sahip olması ve ikisinin de çiftleşebilen, sağlıklı birey olması gerekiyor. Doğada kromozom sayıları farklı binlerce tür var. Bu nasıl açıklanıyor?
Kromozom anomalilerinin hepsi hastalıklara yol açmaz. Mutasyon, üreme ve yaşamayı kötü yönde etkilemiyorsa, ki böyle bir şart yok, faydalı olabilir ve böylece kalıcı olabilir.
Kromozom sayısı farklı olanlar çiftleşirse yeni gelen etkilenmez mi? Kısır bir tür ortaya çıkar nihayetinde.
Etkilenebilir. Zaten etkilenen devam edemeyecektir. Bunun mutasyondan farklı olduğunu düşünmüyorum.
Şuursuz moleküllerden nasıl şuurlu bireyler oluşuyor?
Gerçekten muazzam bir şey. Ama bunu çözmek için sadece biyolojiye başvurmak yeterli olmayabilir.
Üreme özelliği bir ihtiyaç olarak nasıl çıktı? Üreyemeyen canlılar tam olarak ne oldu?
Üreyemeyenler zaten elenip gitti. Böyle bir şey gördüğümüze göre böyle bir şey var demektir. Bu soruların her zaman bir can sıkıcı tarafı vardır. Bize faydalı tarafları da olabilir. Ama bir şeyin nasıl olduğunu ortaya koymanız gerekir. Bunu tarih gibi düşünebilirsiniz. Evrim, biyolojinin tarihi gibidir. Dolayısıyla biyoloji yapabilmek için evrim bilmek gerekir.
Daha önceki derslerimizde, insanı evrimden istisna tutan açıklamaların olduğunu öğrendik. İtikadımız gereği böyle bir formülasyona gitmek bilim camiası açısından gülünç duruma düşmemiz anlamına gelebilir mi?
Evet gelebilir ama sırf bundan ötürü değil ben başka bir şeyden ötürü bu görüşe katılmam. Biz biraz insanın evrimine takılmış durumdayız. Halbuki bugün insanın bu dünyada var olması açıklanması gereken meseledir. Bir zigottan bir insanın nasıl ortaya çıktığını hiç kimse açıklayamıyor. Bundan ötürü insanı paranteze almanın bir anlamı yok. Mesele bilinç meselesiyse, bugün de yeni doğan bir bebeğin nasıl bilinç sahibi olduğu da muammadır.
Belki de mesele evrimin, belli kabulleri dayatarak, metafiziği reddetmek, insanı açıklama iddiasında bulunmak gibi sebeplerle bu denli bir reaksiyonla karşılaştığını düşünebiliriz. Ne düşünürsünüz?
Aslında bilimin de birtakım kabulleri var zaten. Evet, belli kabullerimiz de bizim önümüzde engel oluyor olabilir. Demek ki bizim bilim felsefesi de yapmamız lazım. Bunlar zaten sadece Müslümanlar açısından değil herkes açısından tartışılan meseleler. Bilimsel faaliyeti nasıl bir zemine koymamız lazım, bu önemli.
İtikadi olarak insanın evrimleşmediği ön kabulüyle meseleye girdiğimizde türlerin de evrimleşmesini inkar etmemiz mi gerekir?
Yok, öyle değil ama niye böyle kabul edelim ki? İnsanın evrimleşmediğini söyleyen açık bir nass yok ki. Evrim bizim inancımıza zarar mı verir? Bu soruyu ayrıca ele almak gerekir. Ben bizim inancımıza zarar vermeyeceğini düşünüyorum. İsterseniz insan evrimini kabul etmeyin, bilinç, özgür irade gibi meselelerle yine yüzleşmek zorundasınız. Zaten kaçmak olmamamız meselemiz. Bu, insanlığın meselesidir. Kompleksli olmadan bu konularda katkı yapmamız ve diğer insanlardan bilgi almamız gerekir. İnancımızın evrimle, doğal seçilimle alakalı olduğunu düşünmüyorum. Zaten evrimin olmadığı şeklinde bir “ön kabul”, bir ön kabul olmayı kaldıramayacak kadar karışık bir iddia olur.
Evrimi reddetmenin makul bir metafizik kabul olmadığını söylediniz. Ama evrim, kesin kanıtın neredeyse imkansız olduğu bir teori değil midir? Onu neye göre kabul ediyoruz?
Evrimin gerçekleştiği bir metafizik kabul değildir. Bilim insanlarının kabul ettiği aksiyomları ifade ederken çok daha temel şeylerden bahsediyorum. Bilim insanları zaten metafizik kabulleri bilmezler. Bilim felsefesi biliyorsa ancak bu alandan haberdar olabilir. Mesela tarihi tamamen ispat etmek mümkün müdür? Mümkün değil. Ama bu, tarihi tamamen bir kenara koyacağımız anlamına gelmez. Evrim, mekanizma olarak akla yatkın şeyler gösterdiği ve bunun henüz güçlü bir alternatifi ortaya konamadığı için kabul edilmektedir.
Evrimin alternatifi olacak çalışmalar var mı peki?
Yok. Neden peki? Çünkü evrim gerçekten çok güçlü. Evrim biyolojinin bir dalı artık. Evrim, herhangi bir bilim adamının ortaya attığı bir şey değil. Evrimin nasıl gerçekleştiğiyle alakalı çok fazla tartışma var mesela. Birbirinden çok farklı evrim kuramları var.
Türler var, türler arasında belli yakın özellikler var ve kalıtım var. Elimizde kesin olarak bulunan bilgiler bunlar. Evrim, bunların birbiriyle olan bağlantısını açıklamaya çalışıyor. Değil mi?
Doğru, ama bu, evrimin değerini azaltan bir şey değil. Evrim elbette geçmişten bahsediyor. Evrimleşmeyi videoya çekseniz bile belli bir açıdan çekeceksiniz. Benzer bir şey jeolojide de var. Geçmişte gerçekleştiği düşünülen şeylerle bugün insanlığın faydasına bilim üretilmektedir.
Biz evrimin kendisinden çok onun üzerinden inşa edilen metafizik kabuller veya reddedişlerle konuşuyoruz sanki. Bizim esas kafamızı bulandıran metafizik meseleler. Doğru mudur?
Ateistlerin de şunu görmesi lazım: Evrimden bir ateizm çıkmaz. Birisi, nasıl evrimi kabul edip ateizm yaparak hataya düşüyorsa evrimi reddedip teoloji yapan aynı hataya düşüyor.
Evrime karşı olan kimse yok mudur?
Evrime karşı olan bilim adamı görmedim demek istiyorum. Başka karşı çıkanlar olabilir. Daha çok evrimle alakalı olmayan hususlar üzerinden evrime itirazlar yöneltilmektedir.
Son bir not: Evrimle tarih arasında kurulan benzerlik, aklımıza, hadis usulü kriterlerince evrim hakkındaki karinelerin ne denli muteber olduğunun değerlendirilmesi sonucunda nasıl bir manzara ortaya çıkacağı sorusunu getirdi. Meselenin dönüp dolaşıp kat’ilik-zannilik zeminine geldiği açık. Klasik gelenekte bir rivayetin sıhhat derecesini belirlemede kullanılan kriterler, evrimi iyi bilen birisi tarafından evrimle alakalı ortaya konan delilleri değerlendirmek için de kullanılsa en azından ne ile karşı karşıya olduğumuzu bilmiş oluruz.
