İslam-Bilim İlişkisi Çalışma Grubu
Ders 1227 Şubat 2021

Eşref-i Mahlukatı Anlamak Kitap Tahlili

Melikşah Sezen
Eşref-i Mahlukatı Anlamak Kitap Tahlili

Ders Bilgileri

Tarih

27 Şubat 2021

Konuşmacı

Melikşah Sezen

Ders Numarası

Ders 12


İslam-Bilim İlişkisi çalışma grubumuzun beşinci mütalaasını "Eşrefi Mahlukatı Anlamak" kitabı çevresinde kıymetli Melikşah Sezen hocamız ile gerçekleştirdik. İstifadelerinize sunulur.



Evrimin, sosyal Darwinizm gibi yönleri de var. Kitabın ana omurgasını teşkil eden şeyler benim için güncelliğini koruyor. Kitapta zaten meselenin biyoloji açısından tartışmasını yapmadım. Biyologlar kendi aralarında laboratuvar çalışmaları yapabilir, birtakım şeyler söyleyebilirler. Bunları laboratuvar ortamına girmeden değerlendirmek zaten pek mümkün değil. Fakat bunun öte bir noktaya sıçramasıyla meselenin boyutu değişiyor. Burada multidisipliner bir çalışma yapmak gerekiyor. Biz de İslami ilimlere taalluk eden yönüyle ele almaya çalıştık. Bir Müslümanın bu olaya nasıl bakmasını gerektiğini, bilimin Müslüman nazarında nasıl bir bilgi kaynağı olabileceğini tartışmaya çalıştım. Diğer taraftan, hoca olarak bilinen bazı kimselerin evrimi olumlayan ifadeler kullanmaları genel okuyucu kitlesinin aklını karıştırıyor. Acaba geçmişe atıfla evrimin gündeme getirilmesinin sahici bir tarafı var mı, yoksa bunlar bir anakronizmden ve acemice malzeme devşirme hevesinden mi kaynaklanıyor bunu ortaya koymaya çalıştım.


Kur’an’ın lafızları, masa başı faaliyetiyle ne dediği hakkında bir şeyler söylenebilecek lafızlar değildir. Bunları sahabenin nasıl anladığı, hayatın içinde nasıl bir karşılık bulduğu gibi noktaları atlayarak meseleyi bir metin analizi seviyesine indirmek, meselenin kısır bir döngüye girmesine sebep oluyor.




**Soru - Cevap**


Bu teorinin biyologlar tarafından dahi genel kabul görmediği yönünde iddialar var. Ama bu konuda bilgi sahibi olanlar evrim teorisinin son derece güçlü olduğunu ve böyle bir çatışmanın olmadığını savunuyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz?


Buna hiçbir itirazım yok. Kendi sınırları içerisinde kalarak bilim adamları belli şeyleri kuvvetli bir teori olarak görebilir. Ama burada sınırlara riayet edilmesi elzemdir. Laboratuvar ortamında ispatı mümkün olan meseleler üzerinde güçlü teoriler kurulabilir. Evrim teorisinin anlattığı, laboratuvarda belli etkilere maruz kalan canlıların birtakım cüzi değişiklikler yaşamasıysa bunda sorun olmaz. Fakat bundan sonrası müşahedenin dışına taşıyor, yoruma gidiyor -bu her ne kadar makul gözükse de. Deniyor ki demek ki bütün canlılar bu şekilde birbirine dönüşerek günümüze geldi. Bu artık tabiat bilimlerinin sınırlarından çıkarak farklı alanlara taşıyor, metafiziğe bir geçiş yapılıyor.


Ama şu an zaten, kuantum fiziğiyle birlikte bilim zaten nisbiliği merkeze alıyor. Kuantumdaki pek çok şey de nisbi, ama fiziğin içine dahil ediliyor.


Zaten biyologlar çıkıp bunun nisbi bir hakikat olduğunu söylerse benim açımdan maksat hasıl olmuş olur. Biz de Müslüman olarak yarın bir gün bu bilim adamlarının güçlü gördükleri teorileri daha farklı bulgularla karşılaştıklarında değiştirebileceklerini düşünür, rahat ederiz. Tarihte de böyle oldu. Eldeki malzemenin değişmesiyle ya da eldeki malzeme sabit kalsa bile yorumların değişmesiyle birtakım değişiklikler olabilir.


Kar, bütün renkleri yansıttığı için beyaz gözükür, esasında rengi yoktur. Bunu bugün bilimsel çalışmalarla öğrendik. Bilim adamları, her coğrafyada ve zamanda karın beyaz olduğunu dolayısıyla bunun -velev ki karın beyaz olmadığını söyleyen bir ayet olsaydı- Kur’an’a ters düştüğünü, dolayısıyla ya Kur’an’da bir hata olduğunu veya tevile gidilmesi gerektiğini söyleyeceklerdi. Buna hak veren insanlar da olacaktı elbette.


Tarihte pek çok örnek var. İnsanlar güneşin dünya etrafında döndüğünü düşünüyordu çünkü basit gözlem bunu gösteriyordu. Bu zamanla yanlışlandı. Bundan dolayı bilimi kaldırıp çöpe de atmadık. Bilimi mutlak hakikat hâline getirir isek onu dinleştirmiş ve dondurmuş oluruz. Periyodik tablo dahi daha sonra eklemelerle genişletildi. Samanyolu galaksisinde bir sürü yeni gezegen keşfediliyor. Eskiye gittiğimizde her şeyin 4 ana unsur (anasır-ı erbaa) üzerinden açıklandığını görüyoruz. İnsanın huyu bile bu 4 ana unsur üzerinden açıklanıyordu. Bu çok uzun bir zamandır hâkim bir kabuldü. Bütün filozoflar ay üstü alem ile ay altı alemin farklı bir cevherden kaynaklandığını düşünüyordu. İbn Sina’nın kadim tıbbıyla tedavi olan var mı bugün?


Kur’an’ı anlayamama konusunda bazı kimselerin hadislere müracaat etmemesini makul karşılamak mümkün değil. İnsanlar tıptan çare bulamayınca nasıl ki inanmasa bile alternatif tıbba başvuruyor. Mesele Kur’an’ı anlamaksa ve aklımız bize bir çıkış yolu gösteremiyorsa -en azından bir umut- hadis müktesebatına göz atmak gerekmez miydi?


Evrim konusunun tamamen metafizik bir mesele olduğunu düşündüğümüz zaman bu konudaki bilimsel faaliyete hiçbir yerinden dahil olamıyoruz. Bundan dolayı sahada tek mantıklı izah olarak evrim kalıyor, biz onu çürütemiyoruz. Ne yapmalıyız?


Biz, ikinci bir izahını bilmediğimiz bir mevzuda, var olan tek seçeneği kabul etmek zorunda değiliz. Şu anda bunu bilmiyorum ama bu söylenenin yanlış olduğunu biliyorum diyebilirim. Sanki 2 seçenek var: Ya psikolojik olarak ezik bir durumda kalacağız bilim adamlarının karşısında. Ya da Kur’an’ı tevil yoluna gidip “Bunca zamandır ümmet beni bekliyordu.” diyeceğiz. Bunların ikisine de gerek yok. Ben şahsen biyologların söyledikleri ile Kur’an’ın söylediklerinin bir araya gelmediğini görüyorum ama psikolojik olarak bir problem yaşamıyorum. Neden? Çünkü bilimsel çalışmaları yegane hakikati bulma gayreti olarak görmüyorum. Hayatı anlama gibi bir meselemiz var. Ya kendimize güvenip ömrümüzü ilme vereceğiz ki bununla bile bütün alanlara dair ciddi bir birikim elde etmek mümkün değil. Ne yapmamız lazım? Geçmişin tecrübesini basamak kabul edip ileriye doğru gitmeye çalışmak lazım. Herkes adım adım yükselmeye devam edecek. Peki bu hakikat denizinin tamamını kim görebilecek? Meselemiz hakikate ulaşmaksa farklı bir yol mu takip etmeliyiz? Bu hakikati tamamen bilen bir varlık var mı, ona bakmam lazım. Bu varlık Allah Teala’dır ve bize ötelere dair haber verir. Öte bir dünya olduğunu bana din söyler, bilim adamı bunu söyleyemez. Bilim adamı bunun aksini ispat edemez. Böyle bir yaratıcıyı kabul etmiyorsak zaten evrimi tartışmak anlamsızdır, evvela böyle bir yaratıcı var mı ve her şeyi bilebilir mi diye düşünmek gerekir.


Klasik fizikte keramet veya mucize gibi şeylerin gerçekleşmesi mümkün değil. Kuantum fiziğiyle birlikte ışığın çift yarıktan aynı anda geçebildiğini gördük. Buradan kıyasla alemdeki diğer bazı şeylerin de böyle bir davranış gösterebileceğini söyleyebiliriz.


Elimdeki mutlak hakikatin din yoluyla bana ulaştığını düşünür ve de eldeki bilimsel bilgilerin karşısında eziklik hissetmekten kurtulurum. İnsani çabaları da boş görmem.


Bilim de zaten bir hakikate ulaşma süreci. Biz zaten hakikati bildiğimiz kabulüyle bir şey yapamaz hale geliyoruz. Biz hakikate otomatik sahip olduğumuz için böyle bir sürece girmiyor ve herhangi bir araştırma yapma ihtiyacı hissetmiyoruz. Mesela evrimin başından batıl olduğunu bildiğimiz için canlılar hakkında araştırma yapmıyor ve insanların faydasına olacak bilgileri öğrenemiyoruz.


Niye böyle düşünelim ki? Dinimiz bize, hakikati bize ilan ettiği için her şeyi bir kenara bırakmamızı emretmiyor ki. Kendi nefsimizi, tarihi, alemi incelememiz için bizi adeta teşvik ediyor. Tıp için teşvik ediyor.


Ama hakikati bilen bir insan öğrenme içerisine girmez ki.


Önüne çok karışık bir matematik işlemi koyduğunu düşün. Ve bunun cevabının 100 olduğunu söyleyelim sana. Şimdi biz bunu, öğrenci soruyu çözmesin diye mi söylemiş oluyoruz? Hayır! Bir talebe, 100’e ulaştığı zaman “Hocam ben cevabı buldum.” deyip ayağa kalkar. Cenabı Hak bize rahmeti gereği hakikati, sapmamamız için açıkça ilan ediyor ve bize de kainat üzerinden bu sonuca varmamızı istiyor. Yaptığımız çalışmanın bir teşvik noktası da var, sonucun belli olması. Bu insanı teşvik eder, doğru bir sonuca ulaştığında yüksek bir tatmin hissi verir. Diğer taraftan bulduğu yanlış sonuçları hakikat zannedip sapmasına da engel olur. Kadim dönemde de alimleri güdüleyen bu ayetler olmuş.


Ulema, “Biz yeryüzünü döşek gibi yaydık.” ayetini düz dünya için bir delalet kabul etti ve öyle anladı. Meselenin bel kemiğini delalet konusunun oluşturduğu görülüyor. Adem ve Havva’yı anlatan ayetler de böyle anlaşılamaz mı?


Neden tevil mekanizmasını işletemeyeceğimizi söylüyorum? Mesnevi’de şu tarz hikayeler görürsünüz. Bir yiğit ağaç dibinde uyurken ağzına yılan giriyor, başka bir adam ise onun ağzına sopayla vuruyor. Sonra adam uyanıyor ve bu adamı kovalıyor ve nihayetinde yorulunca ağzından yılan çıkıyor ve kendisine vuran adama teşekkür ediyor. Yiğit adam, insanın bedeni. Yılan kötü huylar. Sopayla vuranlar da alimler. İnsan ilk anda böyle düşünemeyebiliyor. Biz birbirimizle anlaşabilmek için kelimenin zahir manasıyla konuşmak zorundayız. Siz beni Mesnevi’yi okur gibi dinlerseniz birbiriyle anlaşabilmemiz mümkün olmaz. Dolayısıyla aslolan zahiri manadır. Bu, hukukta da böyledir, değişmez. Bunun bir istisnası vardır. Zahiri olarak anlamamıza engel olan başka karineler olmalıdır. Mesela yedullah, Allah’ın eli kelimesi. Diğer naslardan açıkça anlıyoruz ki Allah yarattıklarına benzemez. Bu durumda Allah Teala’nın eli ifadesini yine lügata giderek bu “yed” kelimesine başka hangi anlamlar yüklendiğine bakarak anlamaya çalışırız. Lügat yine önemli, serbest değilsiniz. Bir insan küplere bindim derse ne anlarız? Gözlerinizle gördüğünüz karine, bunun zahiri manasıyla kullanılmadığını gösteriyor size ve bunu farklı anlama yoluna gidiyorsunuz. Turab kelimesine bakıyoruz, toprak diyor, böyle anlamamız lazım. Bütün ayet ve hadisleri alt alta koyduğumuzda yaratılışın nasıl olduğu net bir biçimde ortaya çıkıyor. Zahiri mananın bu olmadığı noktasında hiçbir ihtilaf yok. Şimdi bunu tevile gidebilmemiz için herhangi bir noktasında ihtilaf olmayan bir delille karşı karşıya kalmamız lazım. Evrim konusunda belli açıklar var ve bunlar, makul yorumlarla dolduruluyor. Ama bunlar kesin gözlemlenebilir şeyler değil, değişmesi mümkün şeyler. Teoriler değişebilir. Tarihte de oldu bu, bilimsel tefsirler yazıldı. Tantavi isimli bir alim 30 ciltlik bir bilimsel tefsir yazdı, ansiklopedi gibi. Şimdi bilimsel bilgiler değişti ve o tefsirdeki her şey boşa çıkmış oldu. Şimdi biyolojiyle uğraşan adam, “Ben cansızlığın canlılığa nasıl bir geçişi olduğunu araştırmam. Canlılığı bir ön kabul olarak alırım.” diyor da, biz niye belli şeyleri ön kabul olarak alamıyoruz? Anlatı nedir? Çok uzun zamanda çok farklı etkiler oldu? Nedir bu etkiler, nedir bu zaman? Allahu alem. E tamam, biz de aynı şeyi söylüyoruz. Mesela 10 milyon yılda olması gereken bir değişim 100 bin yılda oldu. Nasıl oldu bu iş? Bir sıçrama oldu deniyor. Bu boşlukları makul olarak dolduruyor olmanız yeterli değildir. Einstein, nazari olarak küçük bir parçacığın var olması gerektiğinden bahsetti. CERN’de bunun deneyi yapıldı ve bu müşahedeye sunuldu. Bundan sonra mesele bitmiş oldu.


Aklımızla her şeyi bilebileceğimiz iddiasıyla bize gelen nakille her şeyi bilemeyeceğimiz iddiası çatışıyor mu?


İnsanlar bir alanda alimken başka bir alanda cahil olabilir. Mesela sofistler, bilgi kaynaklarına dair itirazlarda bulundular. Ama bu itirazlarının gayet basit izahlarla çözülebileceğini göremediler. Hepimiz hayatın içinde belli haberleri kabul ederiz. Hiçbirimiz gidip anne babamızı DNA testiyle ispat etmiş değiliz. Ama mesele teknik konulara gelince böyle septik gibi takılmaya çalışıyoruz. Tarihle ilgili bütün meseleler böyledir.


Peki biz şu anda ne yapmalıyız? Derslerde mutlaka evrime atıf yapılıyor.


Bizim tıp alanında müessese çapında yetkinleşmemiz gerekiyor. Bu işe yön veren bir konuma gelirsek o zaman o dile tesir etme imkânımız olur. Elimizdeki bilgisayarın içinde Türkçe dil olmasa mecbur İngilizce olarak kullanmak zorunda kalırdık. Dolayısıyla dil kurucu konuma gelmemiz lazım. Kim dili inşa ediyorsa teorisini o dil üzerinden anlatır. Çift yarık deneyiyle keramet bize anlatılmış oldu adeta. Ama biz bu dile hâkim olsaydık bunun sadece maddi alemde cereyan etmeyen bir olay olduğunu söyleyebilirdik.


Birisinin zahiri mana verdiği, birisinin tevil ettiği yerler yok mu Kur’an tefsirlerinde?


Tefsirlerin niye yazıldığını anlamamız lazım. Kur’an, derinliği tükenmez bir hazinedir. Tefsirlerin hiçbirisi, yaptığı tevilleri hakikat yerine koymuyor. Herkes asıl olanın zahiri mana olduğunu söylüyor. Yoksa ayetin zahiri manası yerine ikame edilmek maksadıyla açıklanmış değildir, ayetlerin işaret ettikleri noktalar. Zahiri olarak bakılınca ıskalanan noktalar ortaya çıkarılır ama onlar asla zahiri mana yerine konmaz. Zahiri manayı iptal eden bir tefsir, tahrif eder; zenginlik katmaz. Zahiri manayı zedelemediği sürece sıkıntı yoktur.


Evrim meselesinin sübut ve delalet açısından ne derece kat’i olduğunu bilmemiz, Kur’an ve hadislerin sübut ve delaletiyle kıyaslama yapabilmemiz açısından gerekli değil midir?


Herhangi bir anlatı Kur’an’ın zahiri manasını iptal ediyorsa boşluksuz olarak kendini ispatlayabiliyor olması gerekir. Aksi takdirde konuşmanın anlamı yoktur. Evrim konusunda hâlâ pek çok boşluk vardır. Reddedilebilecek hiçbir noktanın kalmaması gerek.


Yaratılış süreci olarak biz bütün türlerin tek tek yaratıldı diye mi düşünmemiz gerekir?


Sarahaten böyle bir ifade böyle bir şey hatırlamıyorum. Sudur nazariyesine göre türlerin tek tek yaratılması gerekiyor. Filozoflar bunu savunmuşlardır. Türlerin nasıl yaratıldığıyla ilgili dini bir mükellefiyetimiz yok. Ama insanın böyle olmadığını ayetlerden hareketle rahatlıkla söyleyebiliyorum. Hatta bütün varlıkların birbirine dönüşmesi teorik olarak varsayılabilir ve insan bu döngüye dair edilmediği sürece bu naslara ters değildir. Canlılığın uzaydan geldiğini söylemek de böyledir. Yoksa bizim evrimle ne derdimiz olacak ki? Bir başka ayet koyunun yaratılışını da böyle ortaya koysaydı elbette onu da istisna edecektik. Elimizde buna dair bir malzeme yok. Evrim, bütünüyle geçersizdir demek İslami bir bilgiye dayanmaz. Ama mesele insan olunca duruşumuz nettir. Enis Doko ve Sinan Canan ile çıktığım bir programda da söyledim: İnsanın şempanzeyle büyük bir benzerliği var deniyor. Bu, İslami bir anlatıyla çarpışmaz ki. Alem insanın istifadesine sunulmuştur. Dolayısıyla tabiatın da insana benzer taraflarının bulunmasını tabiidir. Şu anda da bu benzerlik dolayısıyla hayvanları denek olarak kullanmıyor muyuz?


“Yeryüzünü sizin için döşek gibi yaydık.” ifadesinin zahiri manası da bize dünyanın düz olduğunu göstermiyor mu? Yaratılışla ilgili ayetler de yarın belli bulgularla bu şekilde zahiren anlaşılması hakikatle bağdaşmayacak bir noktaya gelebilir mi?


Bir bilimsel iddia, itiraza mahal bırakmayacak dereceye ulaşırsa hiçbir sıkıntı yok. O zaman ayeti tevil yoluna gidebiliriz. Yeri bir döşek olarak serdik, zahiri olarak bu, dünyanın düz olduğu anlamına geliyor. Ama yeni bulgularımız net biçimde dünyanın yuvarlak olduğunu gösteriyor. Buna göre ayeti yeniden değerlendirmemiz de mümkün olmuştur.