İslam-Bilim İlişkisi Çalışma Grubu
Ders 826 Aralık 2020

Çağdaş Doğa Düşüncesi Kitap Tahlili

İshak Arslan
Çağdaş Doğa Düşüncesi Kitap Tahlili

Ders Bilgileri

Tarih

26 Aralık 2020

Konuşmacı

İshak Arslan

Ders Numarası

Ders 8


Dünyada modernlikle büyük bir dönüşüm oldu ve pek çok şeyde değişme yaşandı. Tanrı kavramı, din kavramı değişti. Bu değişimin sancıları devam ediyor. Bunu yok kabul edenler var, ne olup bittiğini anlayamayanlar var. Bizim meselemiz ne olduğunu tespit etmek. Bir de buna karşı bizim ne yapmamız gerekir? Ama bu kitapta buna giremedim.


Klasik doğa düşüncesi, 17. Yüzyıla kadar etkili oldu. Aristoteles-Batlamyus çizgisinde bir evren anlayışı, matematik, mantık vardı. Bu 1000 yıl kadar etkili oldu. İslam düşüncesini de etkiledi. Maalesef İslam dünyasında bu hususlar hakkıyla ele alınmadı.


17. Yüzyılda Viyana'yı kuşatmakla Osmanlı, Batı'nın sınırlarını zorlamıştı. Bundan tam bir yüzyıl sonra, Avrupalı bir güç olarak Napolyon, Mısır'ı fiziksel olarak ele geçirdi. Bundan sonra bütün insanlar, "Bu nasıl oldu?" diye sormaya başladılar. Bu tarihten sonra Batı durmaksızın dünyaya hakim olmaya başladı.


Klasik dönemde insan maddi bileşenlerden oluşsa da bir form olarak ruha sahip olduğu için üstündür. İnsanın kendi potansiyelini gerçekleştirme gibi bir sorumluluğu vardır. Modern dönemde ise insan bir memeli türü olarak tespit edilir ve klasik dönemdeki kutsiyetiyle ilgili unsurlar insandan uzaklaştırılır.


Aristotelesçi evren; kapalı, akıllı, devasa bir organizma. Newton'la birlikte bu, devasa bir makineye dönüşecek ve pek çok vasfını kaybedecektir. Biz farkında olalım veya olmayalım bu kavramlarla düşünüp konuşuruz. Her doğa düşüncesinin bir dünya görüşü vardır; buna bağlı olarak insan, bilim, tanrı gibi kavramları oluştururlar.


Şu anda ise Big-Bang ile başlayan ve giderek genişleyen bir evren modeli var. Bizim düşünme biçimimiz bu metafor içinde şekilleniyor. Fakat bugün okur yazar kimseler bu düşünce etrafında düşünürler.


Modern öncesi dönemde evren kapalıdır, gelişmeye açık değildir, türler asla değişmez. Modern dönemde ilerlemeci anlayış hakimdir. Post modern dönemde ise kaotik bir görünüm vardır. En küçük ve en büyükte bir belirsizlik hakimdir. İnsan gözlemci bu muammayı anlamaya çalışıyor.




Soru-Cevap


Her dönemin kendine özgü bir coğrafyası olduğuna göre, bizim burada esas aldığımız değişim süreçleri Avrupa merkezli değil midir?


Çok haklı bir soru. Bugün dünya düzenini oluşturan Birleşmiş Milletler beş daimi üyesidir. Nükleer kuvvetleri üreten bu güçler kültürü de oluşturmaktadır. Buna maruz kalıyoruz, buna mecburuz biraz da.


Bilim eskiden teorik bir şeydi, pratik karşılığı yoktu. Acaba Batı'da bilimin pratik yönden gelişiminin nasıl bir arka planı vardır?


Avrupa'daki yerel tarihsel gelişmeler bence bu konuda çok daha etkili. Avrupa'da yaşanan 30 yıl, 100 yıl savaşları, bitmeyen savaş, kilisenin baskıları, bunlar birikerek bir noktadan sonra dönüşüme yol açtı. Buna karşın böyle bir zeminin bulunmadığı yerlerde böyle bir şeyin yaşanmamasının normal karşılaşması lazım. Bunu bir suç veya eksiklik olarak düşünmemek gerekir bence. Avrupa Hristiyanlıkla devam edemezdi, biz ise İslam'la devam edebilirdik.


Kitabınızda, bilimsel bir teorinin herhangi bir dini ifadenin yanlışlamasının veya doğrulamasının mümkün olmadığını söylüyorsunuz...


Ben dini ifadelerin motamot literal olarak anlaşılamayacağını düşünüyorum. Bilimle dinin ortak hitap ettiği alanlar olabilir fakat ikisinin de hitap tarzı farklıdır. Ben dini metinleri anlama konusunda antropolojik unsurları dikkate almaya çalışıyorum. Mesela bilimsel koşutlarla mucizelerin sağlamasını yapmak bana göre beyhude bir çabadır. Bizim için önemli olan bugün nasıl İbrahim olunacağı, Musa olunacağı olmalıdır. Klasik dönemle şu anki dönem için, güneş ve ay aynı şeyi ifade etmez. Dolayısıyla ayın yarılması bugün için farklı anlam ifade edebilir. Bizim ifadeyle oynama ihtimalimiz yok ama yorumla oynayabiliriz.


Seküler anlayışların yeni bir evren tasavvuruna ihtiyaç var mı?


Bu gelişmelerin elbette bir maliyeti var. Hawking ölmeden önce yapay zekanın tehlikesine dikkat çekmişti. Neticede bu gelişmeler varacağı yere varıyor, biz ne yaparsak yapalım.


Batı, bilim suretiyle bir süper insan ideası peşinde koşturuyor. Müslümanların bilim yaparken neyi amaçlaması gerekir?


Dikkat ederseniz cennet hayatında, bütün hazların son haddi vardır. Bilim, cenneti bu dünyaya taşımak istiyor. Bunun elbette bir maliyeti oluyor ve pek çok şey göz ardı ediliyor. En basitinden, herkes bu cenneti yaşayamayacağına göre, insanların bir kısmının köle edilmesi gerekiyor.


İslam bilim ilişkisi çerçevesinde, detaylara boğulmak ile büyük pencereyi kaçırmamak arasında nasıl bir yöntem üzerinden araştırma yapmamız gerekir?


Geçmişteki çerçeve bugün geçerli değil. Mevcuda tamamen adapte olmak bir mesele, olmamak bir mesele. Ama olanı anlamak zorundayız, bunun temellerine nüfuz etmemiz gerekiyor. Bunu yaparken bir tür benzeşme kaçınılmaz oluyor. Yahudiler de bu sancı ve endişe içindeler. Bu sıkıntıyı sadece biz yaşamıyoruz. Herkes insanlığını muhafaza edebilmenin peşinde.


Korona sürecinde herkes her şeyi konuştu. Aynı araştırma sonuçlarına rağmen farklı yorumlar yapılıyor.


Çok haklısınız. İşlevselliği teslim etmemiz lazım. Fakat bu işlevsellik değer üretmeye başlayıp hayatımıza hakim olmaya başlıyor. Estetik ve değer alanında bu işlevsellik altında eziliyoruz.


Çağdaş dönemle birlikte Newton fiziği adeta yıkıldı. Ne düşünüyorsunuz?


Newton fiziği yıkılmadı ama sınırları belli oldu. Kimileri şu anda var olan bu belirsizliklerin ortadan kalkacağını iddia ediyor. Heisenberg ise bunun yapısal olduğunu, hiç kimsenin bunu aşamayacağını ifade ediyor.


Bizim kelam anlayışımız Aristocu anlayış üzerine mebni. Halbuki bugün Aristocu evren modeli tamamen terk edildi. Ulema arasında bu değişimi gündemine alan kimseler var mı?


Paralel evrenler var. Medrese temelli yaklaşımlar hiçbir şey olmamış gibi geçmişte yaşama çabasını sürdürmeye devam ediyor gibi gözüküyor. İran'daki Şii eğilim, olan bitenin fakrınada olmakla birlikte geçmişi tekrarlamaya devam ediyor. Burada farkında olmadan geçmiş tekrar ediliyor. Arap dünyasında Selefi akım, kendi içinde çok çelişkilerle malul bir biçimde. Teknolojiye en hızlı adapte olan ama değer dünyası açısından en fazla tepki gösteren şizofrenik bir kafa yapısı var. İslam dünyasına referansta bulunarak genel geçer bir çözümden bahsedemiyoruz.


Astronomi alanında bazı hocalarımız Aristocu anlayışın gelişimi durdurduğunu ifade ediyor. Sizce bu çok fazla basite indirgemek değil midir?


Bu alan araştırmaya muhtaç doğrusu. Atomcu kelamcılar Aristocu heyulaya karşı çıkıyor. Fakat bu itirazlar Aristocu geleneksel yaklaşımı yıkacak seviyeye gelemiyor. Ben açıkçası bu karşı çıkışın çok bilinçli bir karşı çıkış olduğunu düşünmüyorum. Cezeri buhar makinesi bile yapmış olsaydı bana göre bir şey olmazdı. Mükemmel araçlar yapmasına rağmen bu bir dönüşüme sebep olmadı. Avrupa'da ise bu dönüşüm yaşandı. Ve bana göre bu bir başarısızlık değil.


Bugün kadim tıpla alakalı oluşan hassasiyeti nasıl değerlendiriyorsunuz?


Modern tıpta genel geçer kalıplara uymak adına kişisel farklılıklar göz ardı ediliyor. Tıp şu anda bir kamu hizmetine dönüştü. Klasik dönemde asla böyle bir şey yok. Bu kamusal hizmet adına şahıs veya değerlerin feda edilebilmesi göze alınabiliyor. Ben modernlik karşıtlarına, herhangi bir hastalık yaşamaları durumunda, tedavi olmak için hangi yüzyılı seçerler diye soruyorum. Kötüye kullanım dersek, ilaç sektörü gibi mesela, bu her alanda bu var, dinde var, fizikte var, bilimde var. Atom bombası üretildi. Bu da kötüye kullanımdır. Dürüst olmamız lazım. Kölelik yerine çağdaş işçiliğin daha ehven olduğunu düşündüğüm gibi konvansiyonel tıbbın bir alternatifi olmadığını düşünüyorum.


Kadim bilgiyi bir bütün olarak reddetmek ne kadar doğrudur?


Elbette geçmiş birikim reddedilemez. Bir kere bu bilimin tevazusuna yakışmaz. Fakat kamu sağlığı böyle arayışlarla yönetilemez. Ortaya koyduğunuz tıbbın nebevi, tamamlayıcı gibi komponentleri olabilir. Fakat birini bir bütün olarak alıp mevcut sistemin yerine ikame etmesi için kullanmak mümkün değil. Peki ahlak ve değer? Bunlar, her tıbbi uygulamada yanlışın olabilceği bir alandır. Bunun ne alakası var konuyla?