İslam-Bilim İlişkisi Çalışma Grubu
Ders 310 Ekim 2020

Varlık Meselesi

Ayhan Çitil
Varlık Meselesi

Ders Bilgileri

Tarih

10 Ekim 2020

Konuşmacı

Ayhan Çitil

Ders Numarası

Ders 3


İslam-Bilim İlişkisi çalışma grubumuzun ikinci dersini "Varlık Meselesi - Tanrı ve Can" adı altında kıymetli Ayhan Çitil hocamız ile gerçekleştirdik. İstifadelerinize sunulur.



**Kur’an-ı Kerim’de Can**


“O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıklamışızdır.” Buradaki tek nefis için insan diyenler olduğu gibi, bütün canlılar diyenler de var.


Enam 98


“Allah bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.”


Nur 45


“Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır.”


Casiye 4


Demek ki bizi düşünmeye davet ediyor Rabbimiz.


**Felsefede Can: Klasik Dönem**


Canlı basittir. Canlının kendindeliği mevcuttur, yani canlı hareket eder, hal değiştirir ama istidatları görülebilir, düşüncede bir izdüşümü olabilir. Yani canlı doğrudan kavranamaz, canlının hareketleri gözlenebilir. Hareketin kendiliğindenliği, hareketin kaynağı kendisinde olarak canlı demektir. Unsurlar, önlerine bir engel konulmadığı sürece zorunlu hareketlerini yaparlar. Halbuki klasik düşünceye göre, her canlının bir iradesi var.


Aristo, hocası Platon’un idealar ve pay alma kuramını eleştirir. Parmenides diyaloğunda zaten bu eleştirileri Platon kendisine yapıyor, eksik noktaların farkında. Zaten Platon’a göre bu ilişkiler tam anlaşılamaz. Aristo’ya göre, somut bireyler olarak cevherleri, yani canlıları alıyorum. Aristo’ya göre evren daima var ve bu imkanı zaten barındırıyor. Yaratılma durumu söz konusu değil. Ona göre suret asıl varlıktır ama bu bilgi bilimsel bilginin dışında kalır. Akıl ve akıl dışı kuvvetleri ayırır. Hava, su, toprak gibi unsurlar iradi hareket etmezler. Diğer hayvan ve insan gibi şeylerde irade var. Fakat nasıl oluyor da insan gibi bir varlık, akıl dışı unsurlardan oluşuyor da akıllı bir varlık olarak ortaya çıkıyor? Buna bir cevabı yok.


Aristo’ya göre, zamanı düşününce bir öncesi ve sonrası da düşünülür. Zaman hareketin, devinimin ölçüsüdür. Ay üstü evrendeki cisimler ise sürekli hareket halindedir. Ama ay üstü hareket etmezse, ki o da ay altı hareketin kaynağıdır, o zaman ilk hareket ettirici sorunu ortaya çıkıyor. Aristo’nun tanrısı, kendi kendini düşünen düşünce. Tanrı yaratıcı değil, hareketin devamlılığı için gerekli. Yani biz harekete geçerek düşünmeye, düşünerek de tanrıya benzemeye çalışıyoruz. O halde devamlı hareketli kalmak durumundayız. Yani can nasıl var sorusuna cevap aranmıyor. Kim hangi melekeye sahip ya da değil açısından sınıflandırılırsa dikey yaparız. Yatay olarak da türleri gözlemlerimizle ayırırız ve tanımlarız. Bu da biyoloji kısmına girer. Ama asıl sorunlar çözümsüz bırakılıyor böylece. Aristo’nun derdi buradaki canlılar. Buradaki canlıların nasıl var olduğunu temel bir hipotez olarak yerleştirelim ve bunun üzerinden gidelim.


Canla ilgili 3 sorun: varlık, canlıyı canlı yapan ilke, fiziksel evrende bulunuşu, özgür irade ve canlının ve dikey olarak çeşitlenmesi.


Bu gayet bilimsel anlayış yerine mekanik bir anlayış inşa ediliyor. Mekanik fizik teleolojik (Erek bilimi ile ilgili) fiziğin yerini alıyor. Sonradan inşa edilen anlayışa göre dış bir kuvvet olmaksızın cisim hareket etmez veya bulunduğu konumu korur. Dolayısıyla burada suret denen şeye yer yok. Bu anlayış makine yapma bakımından, tıp açısından çok iş görüyor ama felsefi açıdan çok problemli. Canlıların tecrübesinde temsiller nasıl ortaya çıkıyor, büyük bir muamma. Ve diğer sorun, mekanik evrende nasıl bir irade olacak? Aristo, Tanrı’ya yönelme ilkesiyle hareketin kaynağı sorununu çözmüştü kendince ama şu an hareketin kaynağı şu an ciddi bir problem.


Kant, can ve onun melekeleri üzerine kuruyor felsefesini. Yani bu işler bizi aşıyor diyor. Bilim yapacak isek Newton fiziğine bakmamız lazım. Kendi başına olanı düşünebilirim ama onu bilgi konusu yapamam. Kant’a göre de biz canlılık sorununu teorik olarak ele alamayız. Akıl çatışmalarla karşılaşır, varlığa bakınca. Mesela bir antinomi, mekanik miyiz, yoksa irade mi var? Akıl ikisiyle de ilgili ispatlar sürer, bu ikisi arasında hangisini tercih edeceğini bilemeyeceği için çatışma içinde kalır. Yani bunlar teorik felsefenin içinde çözüme kavuşturulamıyor. O zaman ahlak meselesi nasıl olacak? O zaman diyor ki, ben size ahlak felsefesi içinde bir çözüm sunacağım. Ben ahlaklı bir davranış yapınca mekanik nedensellik dışında iş yapıyorum. Peki ama bu da mekanik alanda ortaya çıkıyor, o nasıl olacak? Sanki aynı toprakta 2 devlet var. Ona çözüm bulmaya çalışıyor ve orada Tanrı devreye giriyor. Pratik alanda olduğunu düşündüğü bir çözüm sunuyor: İman düzeyinde, yani bilgi düzeyinde değil. Ancak Tanrı’ya inanırsam eylemlerimin iradeli olduğunu düşünebilirim.


İnsan çevresindeki şeyleri sınıflandırmak üzerine yargıda bulunuyor, yaşamak için. Bir şeye yönelince sadece kavramaya çalışmam, aynı zamanda sınıflandırmaya çalışırım. Çevremize öznel tecrübemiz olarak bakıyor. Öznel gerekçelerle sınıflandırma yaparım önce. Yani bir şeye kaplan dedim diye kendinde kaplan diye bir tür olmak zorunda değil. Adam şunu söylüyor: Mekanik evren, doğa yasalarına göre devinen ve ortaya çıkmasını sağlayan süreç. Yani senin kaplan dediğin tür, ilerde daha farklı bir şeye dönüşebilir, geçmişte de farklı olabilir. Sen onu kendi öznel tecrübene göre sınıflandırıyorsun. Burada evrim ile çok kısa bir mesafe var. Farklılaşmayı böyle açıklamış oluyor. Evrim tartışması hep var ve Kant ile birlikte bu çok güçleniyor. Kant evrim kuramı olur mu demiş, demiş ki, yeterli veri olmadığı için biz bunu savunamayız.


Bir şeyi kendisi kılan, bilfiil kılan, fiilleri kendisinde barındıran şey surettir. Bu canlılarda ruh oluyor. Eidps denen şey.


Pay alma: Platon birlik çokluk meselesini çözmeye çalışıyor. 2 varlık alanı: Duysal alanda her eşya değişim dönüşüm içinde: Bunu çözmeye yönelik kuram pay alma kuramı.


Canlı Tanrı ilişkisi nasıl düşünülebilir?


Kant sonrası tartışmalar Kant’ın dümen suyunda gelişmiştir. Biz nesnelerimizi kurarız diyor. Burada hiçbir aşkın zemine atıfta bulunmadan bir açıklama yapıyor. Yani ben birtakım şeyleri ilişkilendirerek nesnem kılıyorum. Kant ayrım yapıyor, aklı dışlıyor. Biz bunun eleştirisi ile başlayalım.


Biz tanenin kuruluşuna bakalım. Kant’a göre transandantal mesela uzay ve zaman. O bizim ruhumuzda ve onu kuruyoruz. Transandant olan ise Tanrı gibi mesela, biz onu düşünce içine alabiliyoruz.


Her düşünsel fiil, nesneye muhayyile üzerinden ulaşıyor. Yani aslında şişeyi gördüğümüzde, onu kavramış oluyoruz. Görme olayına yapılan açıklama, zincirin nasıllığına yönelik bir açıklamadır. Yani benin kuruluşunu anlamak, onu nasıl kavradığımızı anlamak mekanik bilgiye dayanmaz. Ben’in kuruluşunun açıklanması için başka bir şeye ihtiyaç var. Yani bir canlının bir şeyleri tecrübe etmesinin arkasında transandant bir zemin var. Bunu Tanrı’ya atıf olarak düşünebiliriz. Ben’in kuruluşunda yer alan, çevresindeki şeyleri tane olarak anlamasını sağlayan ikram insana ait bir fiildir. Yani adlandıramazdık da. Adem’e adların öğretilmesi bu anlamda düşünülebilir.


Peki herkes tek bir Özden geliyor ise diğer canlılarda da böyle bir yeti var mı?


Peki aklın şeması nedir? Bir şey benim nesnem olduğunda, onu taneleştirdiğimde, bir küme parantez içine bütün unsurları bir araya koymak gibi. Hepsi bir arada ve tek bir şeyde bir araya geliyorlar.


Yeni rasyonel kozmoloji: tanrı, canlı ve insan arasındaki ilişkiyi yeniden kurabiliriz.


Aristo’nun ay altı ve üstü evreni var. Ay üstü evren, Tanrı ile ilişkili, hareketin devamlılığı oraya bağlı. Bu görüş tanenin kuruluşuna dair bir öneri getirmiyor. Ay altı evreni biz fenomenal dünya olarak alalım. Yani gözlemlerim. Ay üstü evrenin karşılığı fiziksel unsurların dünyası olsun. Asli faili bütün sistemin merkezinde tutalım, onun fiilleri olmadan unsurların ortaya çıkamadığını gösterelim ve modern fiziğin çözemediği problemleri nasıl çözdüğünü gösterelim. İnce yapı sabiti var. Bu sınır nerden geliyor bilinmiyor.


Aristo eleştiriyor, neden apriori bir sayı olarak 10 olsun ki? Biz astronomlara güveniriz bu konuda.


Canlının kuruluşunun öncelikli, onlara bağlı unsurların ikinci olduğu, teorik biyolojinin teorik fizikten önce geldiği...


Bizim hipotezimiz şu: Tüm canlıların kuruluşunda bir ve aynı fiil bulunmaktadır.


Dikey çeşitlenmenin zeminine asli failin fillerinin yansıması olarak bakalım. Evrim meselesine bu açıdan bakınca sorun olmadığını düşünüyorum.


İşaret etmenin nasıl olduğu fiziksel evrende açıklanamaz.




**Soru-Cevap**


Kümeleme işlemi bizi bir üst hayvan=insan sorununa götürmez mi?


Biz kümeleme işleminin en sofistike haline sahibiz. İnsan bu noktadan ayrıcalıklı ama canlı olmak bakımından ayrıcalıklı değil.


Evrim?


Bu ikincil bir problemdir. Bu tartışma bu düzeyde değil, kendi ajandamızla bu tartışmalara girmeliyiz. Tanrı, fiziksel unsurlar ve can ilişkisini tekrar düşünmeliyiz. Evrim kuramıyla bir problemim olmadığını söyleyeyim.


Hayvanla aramızdaki fark ne?


Canlılar arasında bir kademelenme olduğunu düşünüyorum. İnsanın ad üzerinden taneleri kendine sunabilmesi, dile sahip olabilmesi gibi muazzam ve mucizevi özellikleri var. Ama asli ve radikal bir fark değil, derece farkı var bence.


Yani nasıl bir kozmoloji öneriyorsunuz? Failin varlığını kabul edip fiillerin gerçekleşmesinde ilk failin merkeze mi alınıyor?


Temel hareket ettirici olarak asli fail merkeze konulmalı.


Evrim ayetlere ters değil mi?


Eğer tartışmaya temel merkezden değil, buradan başlarsak tabii ki öyle olur. Önemli olan ilk failin tespit edilmesi.


Kitap önerisi?


İlahiyat ve kelamla ilgili çalışmaları geçmişleri yad etmek için yapmamalıyız. Bugünkü kriz geçmiş krizlerden daha ağır. Bütün sorunları en baştan düşünüp, kendimizin içinde rahat olabileceğimiz bir çerçeve oluşturmaktır. Öyle örnekler var ki, çözülemiyor. Çünkü yanlış bir perspektiften bakılıyor. Adeta tespihin imamesi yok. Yaptığımız iş bir hatırlama ameliyesi olmamalı.


Yeni bir İslami ilim metodunu inşa etmek için neler yapabiliriz?


Önce kendimizi ikna etmemiz gerekiyor. Geçmiş birikimimizi dikkatle ele alıp problemleri çözmeliyiz.




Sonuç: Ders, felsefeye hakim olmayanların anlaması bakımından zor bir dersti. Not alma çabamız da bundan ötürü amacına ulaşamadı. Belki ileriki zamanlarda tekrar dinlenebilir.


Tavsiye kitapların linki: [ drive.google.com ]