İslam-Bilim İlişkisi Çalışma Grubu
Ders 514 Kasım 2020

Bilgi ve Bilim Felsefesi

Alparslan Açıkgenç
Bilgi ve Bilim Felsefesi

Ders Bilgileri

Tarih

14 Kasım 2020

Konuşmacı

Alparslan Açıkgenç

Ders Numarası

Ders 5


Yetmiş yaşına yaklaştım, pek çok kez doktora gitmek durumunda oluyorum. Başarılı hekimler hep meslek alanının dışında, sosyal konularla da ilgilenen hekimler oluyor.


Bilginin tanımıyla başlıyoruz. Bilgi, Platon'a göre insanlara göre değişmeyen, hakikati insandan bağımsız olan bir şeydir. Bunu böylece kabul edersek, bilginin duyularla elde edilemeyeceğini söylemiş oluruz. Ama kime sorsak bilgilenme sürecini duyularıyla başlatır. Ama biz, duyularımızdan aldığımız bilgileri, zihnimizde birleştiriyoruz. Zihin ile aklı karıştırmamamız lazım. Zihin, bütün akli melekelerimizin toplandığı yerdir. O halde bizim ancak zihnimizle bilgiye ulaşmamız mümkündür.


Bilgi için şu tanımı kullanıyorum: Bilgi, insan zihninde bulunan kavramsal manalardır. Evet bilgi aynıdır fakat insan zihnine girdiğinde farklı bir renge bürünmüş olur. Bilginin, bir toplum için ne ifade ettiği hususu, toplumdan topluma değişiklik göstermiştir. Nazzam der ki, "İlim öyle bir şeydir ki, sen ona tamamen kendini vermedikçe o sana kendinden bir parçasını vermez." Allah ilme böyle bir hususiyet vermiştir ki ilme saygı duyulsun. Bundan dolayı İslam medeniyetinde alimler hep saygı görmüştür.


Franz Rosenthal'ın çok güzel bir kitabı var, _Bilginin Zaferi: İslam Medeniyetinde Bilgi Kavramı_ diye. Diyor ki, "İlm, İngilizce'de 'knowledge' olarak çevrilir. Bununla birlikte ilmin duygusal içeriğini ifade etmekte yetersiz kalır. İlimle aynı ölçüde işlenen hiçbir kavram yoktur. 'Tevhit' ve 'din' kelimelerinden bile üsttedir. İlim İslam'dır." Yani İslam ilimle yayılmıştır, kılıçla değil. 600'lerde ilim namına hiçbir şey yok. 300 sene gibi bir sürede, İslam medeniyeti, dünyada tek ilim medeniyeti haline geliyor. Gayri-müslimler de bilim yapıyor ama İslam medeniyetinin içinde bunu yapıyorlar.


İslam medeniyetinde bilgi Kur'an ve hadisten doğmuştur. Bilgi için zihinsel bir alt yapıya ihtiyaç var. Kur'an, mucizevi bir biçimde bu alt yapıyı müthiş bir şekilde kurmuş. İlk 300 yılda; optik, fıkıh, kelam vb. İlim dallarına dair kavramların %90'ı Kur'an'dan alınmadır. Vahiy tamamen berrak ve zararsızdır, insanlık için zararlı bir kavram vahiyden üretilmez.


İlmin mertebeleri var:


  • En yüksek bilgi şüphesiz ki vahiydir. İslam'ın ilk 200 yılında, ilimle, sadece Kur'an ve hadis kast edilmiştir.
  • Vahye dayalı bilgi, "tebliğ ilmi" olarak da ifade edilebilir. Alimler peygamberlerin varisleridir.
  • Bilimsel bilgi. Bu da farz-ı kifayedir.
  • 4. Aydın bilgi: Halk bunları çok iyi anlar. Bütün halkın bilim adamı olması mümkün değildir ama aydınlar vasıtasıyla bilgilerle muhatap olabilirler.

    5. Günlük Bilgiler: Üst düzey bilgilerin günlük bilgi haline getirilmesi gerekir. Böylece Rosenthal'ın demiş olduğu bilim toplumu meydana gelmiş olur.

  • Karanlık Bilgi: Asıl amacından soyutlanmış, vahiyle irtibatı kopmuş ve sadece maddiyata indirgenmiş bilgi.

  • Bilim Felsefesi


    Bugün küresel bir durum olduğu için, bilimin nesnelliğiyle ilgili yanılgıya düşüyoruz. Herkes bugün bilim üretme noktasında ortak bir çaba içerisindedir. Eskiden bilim böyle değildi. Toplumdan topluma farklı algılanış biçimleri vardı. Tarih içerisinde 3 önemli bilim geleneği vardır: İlki Yunan, ikincisi İslam, üçüncüsü Batı bilim geleneği.


    Daha sonra vahye dayanan bir medeniyet geldi ve insanlar, bu iki medeniyetin kıyaslamasını yapabildiler. Daha sonra da, İslam bilim geleneğinden neşet eden Batı bilim medeniyeti ortaya çıktı.


    Ortaçağda kilise, bilim adamlarına çok fazla baskı yaptı. 18. Yüzyılda kilise, alternatif bir teoloji gelişeceği endişesiyle bu tavrı bırakıyor. Böylece bilim adamları kiliseden kopuyor, dinden değil. Newton'dan sonra bir şeyler değişiyor. Dinden kopma daha sonra gerçekleşiyor. Yunan'da en azından bir maneviyat vardı. Batı bilim medeniyetinde bu olmadığı için, 20. Yüzyıldan sonra, bilim, insanlığa zehir hükmüne geçmiştir.


    Bilimin iki yönü var: Biri görecelidir. Bu yönü tarihe bakar. Diğeri de külli yönüdür. Bu da insan bilgi sistemine dayanır. Güçlü olan tarafı budur. Çok güçlü olduğu için göreceli olan tarafı örtüyor.


    Nature dergisinde bilim için yapılan tanım, tamamen kevni şeyleri kapsıyordu. Dolayısıyla İslami açıdan doğru değildi. Mesela Osmanlı'nın son döneminde, "Fünunu kevni" tabiri geliştirilmişti. "Fünunu tabii" denmediğine dikkat edin. Yani yaratılmış olması, talebenin zihnini şekillendiriyor.


    Müslümanlar zaten Yunan eserlerini tercüme etmeden evvel "tabiat" kelimesini kullanmıyorlardı. İbn Sina, Aristocu olduğu için, fizikle ilgili ilimlere, "Tabiiyyat" demiştir.


    Bilim öncesi dönemde, dünya görüşü ve sorunlar aşamaları geçilmelidir. Aksi takdirde bir toplumda bilim gelişmez. Mesela Hint ve Çin geleneği bu şekildedir. Bilginin peşinde koşmuşlardır ama bu, bilim geleneğine dönüşmemiştir.




    Soru-Cevap


    Bilgide güven esastır ama eleştirel tutum güvensizlik kabul edilmez. Şunu kast ediyorum: Talebe, hocasına güvenmiyorsa asla fayda elde edemez. Ama yine de eleştirel tutumunu korur.


    Tasavvuftaki keşif, ilham ve rüya gibi bilgi türlerine nasıl bakılmalıdır?


    Bu bilgi türleri subjektif olduğu için herkes için delil olmaz. Ama dikkat edin, bunu tamamen "bilgi dışı" saymazlar. Bunlar doğru çıkabilir ama subjektiftir.


    Şu anda materyalist bir anlayışla oluşturulmuş bir tıp eğitimi görüyoruz. İslam'a hizmet adına ne yapabiliriz?


    İslami ilimleri ve İslam bilim geleneğini çok iyi bilmeniz lazım. Fuat Sezgin hocanın 5 ciltlik İslam'da Bilim ve Teknik kitabının ilk cildini okusanız yeter. Böylece Batılılarla birlikte çalışabiliriz.